14 Temmuz 2009 Salı

... Üç nokta...

Zaman zaman uykusuzluktan sabahları mor gözlerle geziyorum sokaklarda ve ben kimsenin bilmediği şeyleri biliyormuş gibi yapmak istemiyorum artık hayatımda. Hafiften hafiften kimsesizce ve kimseden övgü ya da yergi beklemeden davranmak istiyorum. Ancak işlemiş bir kez bedenime bırakmıyor şu pis duygu beni ve bu pis duygu ile yaşamak zorunda olmanın o derin kaygıları beni ben değil başka bir şeye dönüştürüyor. “Herkesin seni beğenmesini beklemek” ve bu beklenti ile yaşamaya çalışmak… Ne kadar zor ve ne kadar çetrefilli bir bilseniz… –ki bilirsiniz ;)- Bir bilseniz bu hayat ne kadar zor. Normal bir insan olabilmek için neler vermezdim.

Kalemim kağıda bunları yazsa da, şu “benden içeri olan” benliğim yok mu, için için yakıyor tutuşturuyor koca koca ağaçları, yok ediyor iyi niyetimin ormanlarını, kimsenin âşık olmayacağı pis bir adam yaratıyor. Şimdi de “o pis adam” kendinden bile nefret ediyor. Bakıyor aynaya ve o haset cümle ile avlıyor suretini ; “Kendin olamayacak kadar acizsin değil mi?”