12 Ocak 2010 Salı

Tam yerinde bir şarkıydı ama çalamadı...


Tüm güzellikleri bir çırpıda yok etmişti o derin kin, o derin nefret... Şimdiden yalnızdı ve okuduğu tüm romanlar sadece tek başına olmaktan bahsediyordu. İnsanın çaresiz kaldığı zamanları anlatıyordu tüm hikayeler ve aşkların hep hüzünlü bittiğinden ibaretti tüm şiirler...

Gözlerini her açtığında bir başka hüzne uyanıyordu genç adam ve biliyordu ki bütün dertleri yalnız ve yalnız "kendinden" ibaretti. Boş vermişliğin anatomisiydi tüm aşka dair çırpınışları ve asıl kendisini üzen ise kimden geldiğini bilmediği bir hançer darbesiyle her günaşırı kalbinin binbir parçaya bölünür gibi acımasıydı. Çünkü bu acı artık ona kalbinin neden acıdığını bile unutturmuştu.

Unutmuştu neden üzüldüğünü ve neye üzüldüğünü... Yalandan ağlayan gözlere inat, ağlamayı defalarca hak etmiş olmasına rağmen gözlerine hakim olmaktaydı genç adam çünkü biliyordu ki ağlarsa bundan sonra kimse onun kadar çok ağlayamazdı... Sonra vazgeçti üzülmekten ama yapamadı. Üzülmekten kendini alıkoyamadı. İşte o an fark etti aslında "o üzülmekten ibaretti".

Üzülmek için gelmişti bu dünyaya sanki...



Ardından düşünmeye ara verdi gözlerini açtı. Küllükten sigarasını aldı son bir nefes çekti. Gitarını köşeye bıraktı ve bardağına uzandığı sırada bir soru ile irkildi "O çok sevdiğin şarkıyı çalmayacak mısın bize ?" Bir anda durdu gözleri ıslandı o anda ama o sigara dumanına söverek durumu kurtardı ardından "Şimdi havamda değilim" diyebildi sadece.

Tam yerinde bir şarkıydı ama çalamadı...